Ana sayfa » Kahvenin Bulunuşu hakkında Rivayetler
Kahvehane

Kahvenin Bulunuşu hakkında Rivayetler

Kahvenin bulunuşu hakkında Rivayetler , Bu ehl-i keyf içeceğinin tarihine baktığımızda ilk olarak nerede, kimin tarafından, ne amaçla kullanıldığı hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. İnsanoğlunun doğasında yer eden tarihteki boşlukları doldurma arzusunu, kahvenin başlangıcına dair oluşturulan mitolojik ve efsanevi hikâyelerde de görmekteyiz. Bu rivayetler şöylerdir;

“Ebu’l- Tayyib el Gazzi, Hz. Süleyman’ın kahveyi kullanan ilk kişi olarak gösterildiği bir söylentiyi aktarır. Bu söylentiye göre, Hz. Süleyman yolculukları sırasında bir kasabaya uğrar ve sakinlerinin bilinmeyen bir hastalığa yakalandıklarını görür. Cebrail’in buyruğu üzerine Yemen’den gelen kahve çekirdeklerini kavurur ve bundan bir içecek hazırlar içeceğin verildiği hastalar iyileşerek hastalıktan kurtulur”

Bu rivayeteki kahvenin şifalı bitki olması ve bir peygamber tarafından kullanılmasının bir benzerini de Antony Wild söyle aktarmaktadır;

“Hanok un yeniden keşfedilen Eski Ahit ‘indeki Bilgi Ağacı ‘nın tanımı, nefis kokulu meyve salkımları tasviriyle, kahve ağacından söz ediyor olabilir. “

Kahvenin Bulunuşu

Her iki rivayete bakıldığında Yakın Asya ve Arap Yarımadası’nda yaşayan Müslüman toplumlarda olduğu gibi Avrupa’daki Hıristiyan ve Musevi toplumlar arasında kanaatler kahvenin bilgelik ve şifa veren bir bitki olduğu yönündedir.

Kahvenin bulunuşu hakkında Rivayetler

Kahvenin şifa veren bu yönüne dair bir örnek ise Kızıldeniz’in doğusundaki Moha’nın halkı yakalandıkları uyuz hastalığından kahve sayesinde kurtulmalarıdır. Aynı zamanda İran ahalisi tarafından ise koleraya karşı kahve bir nevi ilaç olarak kullanılmıştır.

Ayrıca konuya ilişkin olarak kahvenin bulunuşu sadece inançlarda bir mitolojik anlatım olarak kalmamıştır. Bazı toplumlarda ise inancın önemli bir parçası olmakla beraber dini törenlerde kahve kullandığını görmekteyiz.

Kahvenin Bulunuşu

Kahvenin çıktığı Habeşistan‘ın güneybatı ucunda yaşayan Onomo kabilesi, kahveyi buna qola; ulu göklerin tanrısı Waqa’nın gözyaşları olarak düşünürlerdi. Kabile kahvenin, sığır ölümlerine yol açtığına inanırdı. Bu yüzden törenlerde kahve, arpayla birlikte tereyağında kavrulurdu. Elde edilen sığır ve kahve sembolik bileşiminin, koruyucu ruhları yatıştırdığına, böylece yapılan ayin sonrasında kahvenin artık sığırlara zarar vermeyeceğine inanırlardı.

Kahve her toplumda farklı şekilde algılanmıştır. Bunun yegâne sebebi ise toplumların yaşayış ve inanç temelleridir. Kahveye dair anlatılan rivayetlerin çoğunun dönemin koşullarına göre şekil aldığını söyleyebiliriz.

Tarikat üyesi olan Şeyh Ömer’in şeyhi Şehyü’l Hasan Şazelî ile birlikte hacca giderken şeyhinin yolculuk esnasında ölümü ile başlar. Şeyhinin vasiyeti üzerine Şeyh Ömer Moha’ya gidecekti. Moha’da kısa sürede ismi duyulacak olan Şeyh Ömer iyi bir itibara sahip olacaktı.

Ancak burada kendisine iftira edilmesi üzerine birkaç müridiyle birlikte dağlara kaçmak zorunda kalmışlardı. Dağda yiyecek ararken kahve ağacı ile karşılaşıp yeni tanıdıkları bu ağacın meyvelerini kaynatıp içeceklerdi. Bu sayede aç kalarak ölmekten kurtulan Şeyh Ömer memleketine döndüğünde içmiş oldukları iksiri unutmayarak, sufî dervişler arasında tanınmasını sağlayacaktı.

Kahvenin Bulunuşu

Kahvenin bulunuşu dair bir rivayet Kâtip Çelebî’nin Cihan-nüma‘sında yer almaktadır. Ancak bu rivayetler arasında en yaygın ve birden fazla varyasyona sahip olanı, kahvenin dervişler tarafından tesadüf üzere keşfedilmesine dair anlatılar dizisidir.

Bunlardan ilki; keçi ve deve sürülerini güden çobanlar, hayvanların garip bir meyveyi yedikten sonra fazla canlılık gösterdiklerine hatta keçilerin mehtapta raks ettiklerine şahit olmuşlardır. Durumu, Şazelî adlı meşhur bir dervişe anlatmışlardır. Şazelî bu meyveleri kaynatarak içmiş ve aynı canlılığı kendi vücudunda hissetmiştir.

Hıristiyanlıktaki anlatımı

Kahvenin Bulunuşu hakkında Rivayetler Hıristiyanlıktaki anlatımında ise dervişin yerini Papaz yahut keşiş alırken mekân olarak tekke yerini manastır imgesi bırakmaktadır. Anlatımlarda kişi ve mekân farklılığı dışındaki unsurlar büyük oranda benzerlik gösterir. Her zaman ana tema olarak kahvenin tesadüf üzere bulunduğu ve tereddütle yaklaşılarak kahve bitkisinin meyvelerinin kaynatılmak sureti ile tadılması olmuştur. Ancak kahvenin sırrına erişen ilk sufî olan Şazelî, hiçbir zaman unutulmayacak, kahveci esnafının piri olarak benimsenecektir.

Kahve zaman içerisinde diğer dervişler arasında yayılınca Şazelî’nin şöhreti de kahvenin yer aldığı her mecliste anılır hale gelmişti. Şeyh Şazelî’ye bahşedilen kahve bitkisinin sırrı kimi dervişlerce bir benzerinin de kendilerine bahşedilmesi arzusunun en güzel örneğini Evliya Çelebi seyahatnamesinde bize şu şekilde aktarmıştır;

Kahvenin Bulunuşu

Eşşeyh Seyyid İsa hazretleri, Şeyh Şazelî ile hemşeridir. Şeyh İsa kahve içtiği her vakit kendince Cenab-ı Hakk’a yakarışı şu şekilde olurmuş; Ya Rab Şeyh Şazelî kuluna ihsan ettiğin kahve otu gibi bana dahi bir ot ihsan it. Onunla sana sağlam bir bedenle ibadet edeyim.

Şeyh İsa’nın bu isteği anında karşılık bulmuş ve kendisine gasul otu malum olmuştur. Bu ot sayesinde şeyh İsa’nın iki yüz sene kadar yaşadığı hatta Sultan Barkuk ile Trablus’un fethine dahi katıldığını, bu otun zamanla ahali arasında rağbet gördüğünü ve kurutulan otun öğütülerek ekmeğe katıldığını yazarak izahını sonlandırmıştır.

Ancak Şeyh İsa’ya bahşedilen gasul otunun kahve kadar tanınmadığını söylememiz mümkündür. Sufîlerin dünyasında kısa zamanda karşılık bulan kahve bitkisi yine sufî dervişler tarafından tanıtılacaktı. Bu sayede sufîler aracılığıyla kahve tekkelerden çıkarak evlerin vazgeçilmez içeceği haline gelecektir.

Kahvenin Bulunuşu hakkında Rivayetler , kahve ağacı

Yorum ekle

yazmak için tıklayın