Ana sayfa » Kahvehaneler Osmanlıdan bugüne
Kahvehane

Kahvehaneler Osmanlıdan bugüne

Kahvehaneler; Kahve konusuna değinip de kahvehaneleri ele almamak mümkün değildir. Osmanlı’ nın kahveye koyduğu yasak III. Murat dönemine yani 1500′ lü yıllara rastlamıştır. Ancak bu yasak ne keyifle kahve içen insanların sayısını, ne de her geçen gün bir yenisi açılan kahvehanelerin sayısını azaltabilmiştir.

Bunun sonucunda da bu yasak kendiliğinden delinmiş olup, Osmanlı topraklarında olmasa da belli bazı bölgelerde kahve içimi yaygınlaşmıştır. Böylelikle yasal ilk iki kahvehane İstanbul da 1514’de açılmış ve bunu diğerleri takip etmiştir. Bu ilerleme bir süre sonra öyle bir hal almıştır ki yeniçerilerin sık sık ocaklarından kaçıp kahvehanelere gitmesiyle III. Mehmed ve I. Ahmed dönemlerinde yani 1617 ydında ikinci yasağım almıştır.

Ancak, hiç kimse en ciddi yasağın, IV. Murat zamanında geleceğini, kahve, tütün, şarap gibi keyif verici maddelerin yasaklanmasıyla beraber, bunları içerken yakalananların idam ettirileceğini düşünmemiştir.

Kahve tarihteki mücadelesini bir yasal, bir yasak olarak sürdürürken çok geçmeden IV. Mehmed tarafından “kömürleşmemiş oranda kahve haram değildir” fetvasıyla tekrar hayranlarıyla buluşma şansını yakalamıştır. 1826′ da yeniçeri ocağımn kaldırılması sırasında her ne kadar tüm kahvehaneler kapatılsa da, bu kez kahve, özgürlüğünü kazanmış ve hiç kimsenin uymadığı kahve yasağı 1830′ da çıkan yeni bir yasa ile kaldırılmıştır.

Böylece toplumsal hayatta önemli bir boyutta hareketlenme gerçekleşmiş ve insanlar ilk kez ev, iş, cami dışmda zamanlarını geçirebilecekleri, yeni dostluklar kurup, yeri geldiğinde iş bulacakları, az şekerli, orta şekerli kahvelerini yudumlayacakları yeni bir mekan kazanmışlardır.

Kahvehaneler konusunda hazırlanan en iyi örneklerden bir tanesini teşkil eden Burçak Evren’ in “Eski İstanbul’da Kahvehaneler” adlı kitabında Osmanlı döneminden günümüze değin açılan tüm kahvehaneler işlenmiştir.

Mahalle kahvehaneleri, Kahvehaneler Osmanlıdan bugüne

Esnaf kahvehanelerine alternatif olarak 16. y.y. itibaren açılmaya başlayan mahalle kahveleri sosyo kültürel yapıya bir hareketlilik kazandırmıştır. Bu kahvelerin en önemli özelliği insanların ev, cami, iş üçgeninden çıkarak sosyal bir yaşantıya kavuşmasına neden olmuştur. “Bunun anlamı , mahalle sakinlerinin sivil ve dini mekanlardan bağımsız olarak sokak kültürünü tanımaları ve bu merkezler aracılığı ile şehir hayatına doğrudan katılabilme olanağım elde etmeleridir”.

Mahalle kahveleri bir bakıma tüm kahvelerin prototipini belirleme özelliğine sahip olmuştur. İlk kez cami yanlarına kurulan kahveler erkeklerin namaz zamanına kadar oyalanabilecekleri mekan olmuş, ancak bir süre sonra caminin yan kapısı olmaktan kurtularak kendi işlevselliğine kavuşmuştur.

Daha sonraları bu işlevini öne çıkarmak için camilerin yanından uzaklaşarak şehir merkezlerine yaşamın daha hareketli, insanların daha yoğun olduğu yerlere taşınmışlardır. Mahalle kahvelerinin kendi kimliğine kavuşması ile burada siyasi görüşlerin paylaşıldığı, hatta sorunlara çözüm bulmaya çalışılan bir yer olmuştur. Ancak bu sohbetlerin koyulaştırılması, zaman zaman güvenlik nedeniyle bu mekanların kapatılmasını kaçınılmaz yapmıştır.

Kahvehaneler

Esnaf kahvehaneleri

Mahalle kahveleri ile birlikte 16. y.y. dan itibaren İstanbul’un ticaret merkezleri olan Eminönü, Aksaray, Haliç Kıyıları, Beyazıt gibi yerlerde açılmıştır. Esnaf kahvehaneleri müşterilerinin sahip oldukları özellikler dolayısı ile iki gruba ayrılmıştır. İlk grupta ticaret ile uğraşmayan, ancak ticarete hizmet eden, hamallar, inşaat işçileri, taşımacılığa dayanan mesleklere sahip insanlar bu kahvehanelerin değişmez müşterileri olarak yer almıştır.

Kahvehaneler

Giderek bu mekanlar kahve içilip zaman öldürülen yer olmaktan çıkarak, iş bulma merkezleri halini almıştır. Geleneksel meslekler zaman içerisinde değerini yitirince buralar işçi talebini karşılama görevini de üstlenmiştir.

İkinci grupta ise ticarethane, iş yeri sahibi gibi sürekli kazancı olan insanların gittiği kahvehaneler mevcuttur. Bu kahveler genellikle Beyazıt ve Kapalı Çarşı’da açılan ve İstanbul’un ilk ticari amaçlı büroları gibi çalışan mekanlardır.

Yeniçeri kahvehaneleri

Tulumbacı kahvehanelerin öncüsü sayılan bu kahveler, 17. y.y. ortalarından itibaren faaliyet göstermeye başlamıştır. Yeniçerilerin evlenme iznini almalarının bu tarihlere rastlaması onların kışla dışında sosyal faaliyet göstermesine olanak tanımıştır. Çoğunlukla nüfusun yoğun olduğu yerlerden ziyade, boğazda deniz kenarında açılan bu kahvelerde yeniçerilerin kışla dışı yaşamlarına değişiklik getirmekle birlikte, yeniçeri disiplinini belli ölçülerde korumaya devam etmiştir.

Kahvehaneler

Kendine göre kuralları olan bu kahveleri açma izni, isteyen her Yeniçeriye verilmemiştir. Yeniçeriler arasında, kendine güvenen kişiler tarafından kahvehanenin her ihtiyacını bir vatandaşın karşılayacağı şekilde açılmıştır. Her kahvehanenin kendine özgü, toplumsal işlevini simgeleyen mimarisi vardır.

Çoğunlukla iki katlı olan kahvehanelerin giriş kapısının üzerine bağlı olduğu ocağın nişanı asılmıştır. Bütün Yeniçeri kahvelerinin içerisinde, tamortada fıs­kiyeli bir havuz, etrafında fesleğen çiçekleri ve mutlaka uğuruna inandıkları kanarya kuşları mevcuttur. Kahvehanenin en hakim yerinde ise “baba sofası” adı verilen Bektaşi şeyhinin yeri bulunmaktadır.

“II. Mahmud 1826’da Yeniçeri Ocağını kapatınca, Yeniçeri kahvehaneleri de tarihe karışmış oldu. Onun yerini ise tulumbacı kahvehaneleri aldı. Son yılların ünlü yeniçeri kahveleri arasında Kalyoncu Burunsuz Mustafa (Kuledibi Kahvehanesi), Darıcali İbrahim Çavuş (Hendek Kahvehanesi), Galatalı Hüseyin Ağa (Çardak İskelesi Kahvehanesi), Tiflisli Ali (Toygar Tepesi Kahvehanesi), Kız Mustafa (Balaban İskelesi Kahvehanesi), Babadağh (Esir Pazarı Kahvehanesi), Sarhoş Mustafa (Hasan Paşa Kahvehanesi), Turnacı Ömer (İrgat Pazarı Kahvehanesi) bulunuyordu”.

Semai (çalgılı) Kahvehaneler

Sadece Cuma akşamları ve ramazan ayına özgü semai kahveleri amacına uygun şekilde süslenen, mimarisi bu şekilde düzenlenen, her gün çalgıcıların program yaptığı, tiyatroların oynandığı, şarkıların söylenip, karşılıklı manilerin atıldığı mekanlardır. En belirgin özelliği ise diğer kahvelerin aksine bir oturma planına sahip olmasıdır. Tamamıyla tiyatrovari bir yapıda sandalyelerin yan yana dizilmesi ve programın rahat izlenebileceği bir platformun oluşturulması düzeni esas alınmıştır.

“1826’dan sonra İstanbul’un kültür dokusuna giren semai daha yaygın adıyla çalgılı kahveler “toplumsal tabam yeniçeriliğe dayanan, kültürel dünyası aşık edebiyatı ile beslenmiş asker” esnaf Umresinin yarattığı kahvehane tipinin 19. Yüzyıl başlarında dönüştüğü yeni bir mekan türüdür. Semai kahvelerine asker -esnaf zümresinin yerini tulumbacı külhanbey almıştır “.

İmaret Kahvehaneleri

İmaret kahveleri genellikle camilerinin yanına kurulmuştur. Bu kahvelere gelen müşteri potansiyeli cami vaktine kadar zamanım burada geçirmektedir. Bu esnada kahvehane sahibi bu müşterilerin memnun etmek için program hazırlamıştır. Özellikle akşam, yatsı arasında Battalgazi, Hamzename gibi halk kitapları okunmuş, şiirler söylenmiş alçak sesle şarkılar mırıldanılmıştır. Karagöz, hokkabaz, ortaoyunu gibi milli oyunlar ise ilk kez buralarda sahnelenme olanağı bulmuştur.

Tiryaki Kahvehaneleri

Tiryaki kahveleri, Tulumbacı, Yeniçeri kahveleri gibi özellikleri kendilerine has mekanlardır. Genellikle hareket dahi edemeyecek kadar yaşlı müşteri potansiyeli olan tiryaki kahveleri temizlikten yoksun görüntüsüyle kibar ve erdemli kişilerin pek de tercih etmeyecekleri mekanlardır. Tiryaki kahvelerinde yoğurt çanağı kadar büyüklüklerde kahve fincanları ocağın etrafına dizilmiş, çubuklar, nargileler tüm köşelerde yerlerini almışlardır.

Meddah Kahvehaneleri

Ramazan ayında faaliyet gösteren meddah kahveleri müşterilerinin rahat program izleyebilecekleri tarzda yarım ay şeklinde düzenlenmiştir. Meddahlar kendilerine ait kahvehanelere sahip oldukları gibi başka kahvelerde de çalışmışlar hatta buralara kendi isimlerinin verilmesine ses çıkarmamışlardır.

Meddahların semai kahvelerinde önemli bir yeri vardır. Kimi zaman eğlendiren, kimi zaman eğitici sözler söyleyen meddahlar, o gün anlatacakları hikayeyi kahvehanedeki müşterilerin yaşı, eğitimi, sınıfı, mesleki durumuna göre seçerler, çoğunlukla hikayelerine; Edeyim meclise bir kıssa beyan Kıssadan hisse al arif olan Sözleriyle başlar, seyircileri başlarıyla üç kez selamlar, ellerini çırpar, ya da ellerindeki bastonu yere atarlardı.

Meddahlar hikayelerini bitirdikten sonra ise; “Bu kıssadır bir mecmua kenarında kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış haki. Her ne kadar sürç-ü lisan ettikse affola, inşallah gelecek defa daha güzel bir hikaye söyleriz” gibisinden bir özür dileme yaparlardı.

Seyyar Kahvehaneler

Belirli bir mekana bağlı olmadan, ancak sonuçta kahve gereksinimi için hazırlanmış bu gezici kahveci sistemi 19. y.y. oldukça yaygın görülmüştür. Bir sırık ucuna bağlanan küçük bir ocak ve birkaç fincandan oluşan kahve takımı ile, kahvelerin olmadığı bölgelerde sıcak kahve ikramında bulunan kahvecilerin büyük ilgi gördükleri yazılı kaynak bulunamasa da, kartpostallardan edinilen bilgiye göre anlaşılmıştır.

Bu gezici kahvecilerin ne zamana kadar sürdüğü konusunda bir bilgiye sahip olunmamakla birlikte günümüzde çoğu semt pazarlarında termoslar içinde satılan kahvelerin bu seyyar kahvecilerin uzantısı olduğu düşünülmektedir.

Kahvehaneler

Diğer Kahvehaneler

Benzer meslek ya da ilgi alanım paylaşan insanların oluşturduğu kahvehaneler mevcuttur. Örneğin; balıkçı kahvehaneleri, hayalci kahvehaneleri, pehlivan kahveleri …gibi. Bu tür kahvehanelere günümüzde de rastlanmaktadır.

Kısacası hangi grupta olursa olsun Ekrem Işın‘ ın İstanbul’un tanrısız tapınakları dediği kahveler yüzyıllardan beri toplum içerisindeki değişmez payını almayı başarmıştır.

Günümüzde halen, her mahallede bir kahvehaneye rastlamak mümkündür. Geçmişte olduğu gibi bugün de sadece erkeklere hizmet veren kahveler müşterilerine en iyi hizmeti verme gayreti içerisinde yaşamlarım sürdürmektedir.

Kahvehaneler Osmanlıdan bugüne, kahve ağacı

Yorum ekle

yazmak için tıklayın